SAHİBİNİ ARAYAN ADA: GÖKÇEADA/İMROZ
Bu bildiride Gökçeada-İmroz adasında yapılan alan araştırmasının sonuçlarına dayanılarak adanın kültürel iklimi hakkında bir değerlendirme yapılmaktadır.
Gökçeada-İmroz Türkiye’nin Ege Denizi’ndeki meskun iki adasından biridir. Üzerinde yerleşimin olduğu 5000 yıllık tarihi boyunca coğrafi konumu nedeni ile çok sayıda devletin egemenliği altına girmiş olan ada, 1453 yılında İstanbul’un fethi ile Osmanlı; 1923 yılında imzalanan Lozan Anlaşması ile de Türkiye Cumhuriyeti toprağı olmuştur. Osmanlı egemenliğinde olduğu dönem boyunca ve Cumhuriyet’in ilanında ada nüfusunun tamamına yakınını Rumlar oluşturmakta idi. 1927 yılında yapılan ilk nüfus sayımında 6762 olan ada nüfusu, geçen 80 yıllık dönemde Türkiye’nin diğer bölgelerine oranla küçük bir değişiklik göstererek 8894’e ulaştıysa da, adanın etnik yapısı değişmiş, 60 yıl öncesine kadar ada nüfusunun neredeyse tamamını oluşturan Rumlar 150-200 kişiden ibaret kalmıştır.
Adanın Rum nüfusu, Lozan Anlaşması ile başlayan Rum ve Türk nüfuslarının mübadelesinden (İstanbul ve Bozcaada Rumları ile beraber) muaf tutulmuş; nüfus, Türkiye ile Yunanistan arasında 1950’lerde artmaya başlayan politik gerginlikle beraber hızla azalmıştır. Ada bir yandan hızla dışarı göç verirken, bir yandan da 1945 yılından itibaren toplu göçler almaya başlamıştır.1973 yılından itibaren sonuncusu 2000 yılında olmak üzere adada iskana gelenler için 4 ayrı köy ve 1 köye bağlı mahalle kurulmuştur.
Adada yapılan alan çalışması göstermektedir ki, adaya yerleştirilen göçmenler kısıtlı iş ve eğitim olanakları olan bu yerde kendilerini ana karadan kopuk ve hapsedilmiş hissetmekte; terk etmek zorunda kaldıkları topraklarını, oralarda bıraktıkları ailelerini, arkadaşlarını, geleneklerini özlemektedirler. Tayin ile adaya gelen büyük grubun kısa dönemlerle değişmesinin demografik, sosyal ve kültürel entegrasyonu engellediği görülmektedir. Yüzyıllarca bu adada yaşamış olan Rumlar ise terkedilmiş bir görünümün hakim olduğu köylerini (göç sonrası), dünyanın çeşitli ülkelerine yerleşmiş İmrozlu ailelerinin yardımıyla ‘yaşayan’ bir görünüme kavuşturmaya çalışmaktadırlar. Farklı coğrafyalara dağılmış İmrozlular her yıl Ağustos ayında adada düzenlenen Meryem Ana Şenliği’nde buluşmakta, başta evlilik olmak üzere çeşitli yollarla kültürel ve sosyal ilişkilerini sürdürmektedirler. Adada farklı kültürlerin bir arada var olduğu üretim-tüketim alışkanlıkları ve alanları yoktur. Yalnızca Rumlar ve Türkler arasında değil Anadolu’nun farklı bölgelerinden gelen göçmenler arasında da kültürel paylaşımlar bulunmamaktadır.