KÜRT KİMLİĞİNİN KEŞFEDİLME ALANI OLARAK KÜRTÇE MÜZİK
Türkiye Cumhuriyeti’nin 1923’te kurulmasını sadece imparatorluktan ulus-devlete geçişin miladı olarak algılamak ve bu geçişi sadece devlet aygıtının siyasi örgütlenme biçiminde bir değişiklik olarak görmek, kuşkusuz kabaca bir ‘modernite projesi’ olarak tanımlayabileceğimiz cumhuriyeti kurma sürecinin diğer boyutlarını anlamak açısından yeterli olmayacaktır.
Bir modernite projesi olarak ulus-devlet, hayatın çeşitli alanlarında homojenleşmeyi beraberinde getirmiş, özellikle dil ve kültür alanındaki homojenleşme çalışmaları Cunhuriyetin ilk yıllarından itibaren bu projenin temelini oluşturmuştur. Ne var ki, geçtiğimiz 80 yıl boyunca, çeşitli dönemlerde farklı nedenlerle, oluşturulmaya çalışılan homojen kültürel kimlik, kırılmalara uğramıştır. Süreç içerisinde gündelik hayatlarımıza olduğu kadar akademik literatüre de giren bu kırılmalar, örneğin müzik alanında arabesk, özgün müzik, vb. tanımlamalarla karşımıza çıkar.
Bu bildirinin amacı, gerek dünyada, gerekse Türkiye’de kültürel farklılaşma ve çoğulculuk konusunda söylemlerin yaygınlaştığı ve Türkiye’de ana dilde eğitim/yayın ve kültürel kimlik gibi konular üzerinde daha rahat konuşulmaya başlanıldığı bir dönemde, Kürtçe müzik ile Kürt kültürel kimliği arasındaki ilişkiye bakmaktır. Kültürel mirasın taşıyıcısı olarak görebileceğimiz birey, kolektif bir kültürel kimliğin oluşturulma/keşfedilme/ unutulma/
hatırlanma/yeniden üretilme sürecine, dinlediği müzik üzerinden nasıl bir katkıda bulunuyor? ‘Bu süreç hangi tarihsel/toplumsal/politik, vb. dinamiklerle ve algılarla besleniyor?’ Bunlar ve benzeri sorular, bildiride ele alınmakta ve bildirinin temel problematiğini oluşturmaktadır.