OSMANLI İMPARATORLUĞU SONRASI TÜRKİYE VE YUNANİSTAN’DA ULUSAL KİMLİK, ÖTEKİ VE BATI’YA BAKIŞ
Türkiye ve Yunanistan’ın tarih sahnesinde ulus-devlet olarak yerlerini almaları, millet sistemi içinde yaşayageldikleri Osmanlı İmparatorluğu’na karşı verdikleri askeri mücadelenin başarıya ulaşması ile olmuştur.
Yunanistan, 1821 yılında Mora Yarımadası’nda Osmanlı İmparatorluğu’na karşı Ortodoks Asası’nın altında başlayan isyanın başarıya ulaşması ve bu silahlı başarının dönemin büyük güçleri tarafından tanınması ile kurulmuştur. Genç Türkiye Cumhuriyeti’nin doğuşu ise, hepimizin de bildiği gibi, Mustafa Kemal Atatürk’ün önderlik ettiği hareketin hem Osmanlı’ya karşı kazandığı başarı hem de kendinden yüz bir yıl önce ulus-devlet olan ve Anadolu topraklarına çıkan Yunan ordularını Anadolu’da yenmesi ile olmuştur.
Her iki ulus-devlet de aynı bütünün içinden ve aynı bütüne karşı kurulmuş olmalarına rağmen geçmişlerini yani ‘tarih’lerini farklı bir biçimde algılamakta ve değerlendirmektedirler. Bu farklı algılamada milli tarih yazıcılığının yaratıcı rolü büyüktür. Her iki ulus-devletin de milli tarih anlayışını ve bu anlayışın olaylara getirdiği farklı yorumları göz önüne almaksızın kendileri için oluşturmuş oldukları kimlikleri ve ‘öteki’nin imajını ve olaylara verdikleri tepkileri anlamak olanaksızdır.
Bu bildiri, öncelikle yabancısı olduğumuz Yunan tarih yazıcılığının yarattığı tarih anlayışı ile Türk tarih yazıcılığının yarattığı tarih anlayışını karşılaştırmaktadır. Ayrıca ulus-devletlerin kurulmasıyla zorunlu hale gelen örgün eğitim sisteminin milletin bireylerine öğretmeye, yaygınlaştırmaya çalıştığı ‘ben’ kimliğine karşı ‘öteki’ imajı ve Batı ile ilişkileri üzerinde durulmaktadır.