TÜRKİYE’DE SÖZEL KÜLTÜR
Bu bildiride sözel kültürün önemine değinilmektedir. Türkiye’de birçok kişi (bilim adamları, yazarlar, gazeteciler, eleştirmenler, vb.), serbest (boş) zamanlarını okuyarak geçiren insan sayısının düşük olmasından şikayet etmektedir. 1995’te 12089 kişiye bir kitap düşüyordu. Kişi başına düşen kitap oranını, Avrupa ülkeleriyle kıyasladıklarında daha da olumsuz bir tablo ortaya çıktığını söylemektedirler. Bu tespitleri yapanlar, Türk toplumunun yazıyı içselleştirmeden sözel bir toplum olarak kaldığını ve bu nedenle modern bir toplumun gerektirdği gibi okumayan, yazmayan, yazı teknolojisiyle yüzeysel bir ilişki sürdüren bir kitle durumunda olduğunu ileri sürmektedirler. Bu görüşlere göre, Türk toplumu okumadan, yazmadan, düşünce üretmeden yaşamaktadır. Bu tespitlere göre, çok olumsuz bir durum ortaya çıkmasına rağmen, oturuma bir de sözel kültür açısından bakmakta yarar vardır.
Yazılı eserlerdeki gibi olmasa bile, sözel kültür insanlarının da düşünce üretme, bunları günlük hayatta kullanıp saklama ve gelecek nesillere aktarma yöntemleri vardır. Bilgilenme, serbest zamanları değerlendirme, eğlenme, öğrenme, öğretme ve eğitme sözle yapılabilmektedir. Günlük hayatta teybe kaydedilip yazıya geçirilmiş konuşma metinleri üzerinde konuşma etnografisi ve içerik çözümlemesi yöntemleriyle yapılan incelemede sözel kültürün bu özellikleri gösterilmektedir.