OTOBİYOGRAFİK ERMENİ YAZININDA KÜLTÜREL KİMLİK ARAYIŞLARI
Hagop Mintzuri Atina, Tuzun Var mı? adlı eserinin başında okuyucusuna şöyle seslenir: ‘Edebiyat tarihinde farklı bir durum benimki, benim kahramanlarımın ve onlarının devamının olmadığı bir yerleri anlatıyorum. Anlatılarım salt anlatı değil, kahramanlarım ve yaşadıkları yerlerin folklorudur da, halkın tarihidir, onlara dair tanıklıklardır yazdıklarım. Onların sinemasını, tiyatrosunu oynatırım. Edebiyata dönüştürdüğüm, onların panteonudur’ (s. 8). Bu çalışma özellikle 1950’ler sonrası Ermeni edebiyatında etnik ve kültürel kimliğin tanımlanmasında otobiyografik roman ve öykülerin rolünü ele almaktadır. Çoğu Anadolu kökenli Ermeni yazar eserlerinde bir yandan artık kendilerine çok uzak olan yurtlarındaki evlerini ve yaşantılarını şiirsel bir dille anlatırken bir yandan da geçmişe çocukluk anılarının naif penceresinden bakarak o günlere duydukları özlemi yansıtırlar. Otobiyografik yazın geleneğinin önemli özelliklerinden biri olan kişisel duygu ve düşüncelerin ayrıntılı olarak betimlenmesine bu eserlerde fazlaca yer verilmez; zira yazarların asıl kaygıları kaybolmaya yüz tutmuş Anadolu Ermeni kültürünün eviçi yaşam, komşuluk ve anne-çocuk ilişkileri, dinsel törenler, yeme-içme adetleri gibi gündelik yaşamı belirleyen gelenek ve göreneklerin kayda geçirilmesi yoluyla canlı tutulmasıdır. İlginçtir ki bu amaçla yazılan eserlerin hemen hemen tümünde kültürel kimliğin farklılığı vurgulanırken, aynı zamanda da Anadolu’ya özgü kültürlerarası geçirgenlik olgusu, toplumsal işbirliği, dillerin ve geleneklerin birbirlerini etkilemesi şeklinde ortaya çıkmaktadır.