GEYİĞİN BOYNUZUNA ÇAPUT BAĞLAMAK: ŞEHİR EFSANELERİNDE YERLİLİĞİN İZİNİ SÜRMEK
Bu sunum, şehir efsaneleri olarak da bilinen modern zaman söylencelerinin yerli örnekleri ışığında, Türk insanının ulusal kimliğini tanımlama ve bir ‘öteki’ olarak Batılı kimliğini yaratma sürecini incelemeyi amaçlamaktadır.
Bilindiği üzere, şehirleşme ve modernleşme ile birlikte toplumsal alana hakim olan seküler anlayış ve bilimsel gerçekliği önde tutan bakış açısı, insanlığın varoluşundan bu yana beraberinde getirdiği inanışlarını, korkularını ve beklentilerini dile getirme yolu olarak söylenceleri toplumsal yaşamın dışına itmiş ve onları ‘batıl’ ve ‘ilkel’ olarak niteleyerek değersizleştirmeye çalışmıştır. Ancak toplumsal bilinçaltının ifadesi olarak da kabul edebileceğimiz söylenceler ve sözlü hikaye geleneği bir şekilde kendini devam ettirmiş ve günümüzde, özellikle de internetin yaygın kullanımıyla, etkinliğini arttırmıştır.
Bu sunum, öncelikle internette yer alan şehir efsanelerinin yerli örneklerini ele alarak, söylem analizi yoluyla, Türk insanının kendine bakışı, kendi kimliğini konumlayışı, Batı toplumuna ve Batılı bireye yaklaşımını irdelemeyi, daha sonra da elde edilen veriler ışığında, Türk insanının Batılıyla ilişkisini bir ‘aşağılık kompleksi’ ya da ‘Türk’ün Türk’e propagandası’ temelinde kurguladığını ve toplumsal yoksunluk ve bir tür yansıtma ile geri kalmışlık komplekslerinin üstesinden gelmeye çalıştığını ortaya koymayı amaçlamaktadır.
Sunum, başlangıç olarak, Tanzimat’tan başlayarak edebi metinlerden kısa örnekler sergileyerek, Türk-Batılı, yerel-modern, gelişmiş-az gelişmiş karşıtlıklarının toplumsal bilinçaltında yansımalarını ortaya koymaya çalışmakta, daha sonra, internette yaygın olarak dolaşan ve kamuoyuna yabancı olmayan şehir efsaneleri örneklerinden yola çıkarak, Türklük, Müslümanlık, Batılılık, modernlik, yerellik, az gelişmişlik, milli değerler, Batı medeniyeti ve Batının teknolojik üstünlüğü temalarının bu efsanelerde nasıl işlendiği ve hangi anlamları taşıdığını ortaya koymayı amaçlanmaktadır. Sonuç bölümünde ise, verilen örnekler ışığında, Türk insanının Batı toplumlarıyla ilişkiye geçtiği Tanzimat döneminden bu yana, gerek edebi eserlerde, gerekse modern halk söylenceleri olan şehir efsanelerinde Batı toplumları ile olan ilişkisini ‘arızalı’ bir zemin üzerine inşa ettiği, bu sebeple de hem kendi toplumsal kimliğine hem de bir “öteki” olarak Batılı kimliğine dair sağlıklı bir çözümleme getiremeyeceği hususunun göz önüne serilmesi amaçlanmaktadır.