YAPILAŞMIŞ ÇEVREDE CİNSİYETÇİ TEMSİLİYET
Cinsiyet temelli yaklaşım, yapılaşmış çevre ile ilgili tüm uzmanlık alanları içerisinde kendine tarihsel bir yer tutmuştur. Erkek egemen bir tanımlama, doğal olarak mimarlık mesleğinin yapı ustalığı ile başlayan tarihi ve fiziksel gücün erkeklere özgü olduğu mekanik öncesi çağın günümüze kadar taşınmış kodları ile beraber bu bilgi alanına da taşınmıştır.
Bununla beraber, giderek daha artan biçimde yapılaşmış çevrede cinsiyetçi yaklaşıma karşı muhalif görüşler artar ve güçlenirken, tutarlı bir gerekçe ve kanıtlar örgüsü içerisinde bu alanda söylemden kurama geçiş gerçekleşmiştir. Kamusal mekanlarda kadınların temsiliyeti konusunda yapılan çok sayıda çalışmaya karşın bugün metropol alanların çoğu hâlâ ortaçağın erkek egemen toplumsal normlarına daha uygun bir görüntü sergilemektedir.
Tasarımcıların büyük bir çoğunluğunun cinsiyetçi temsiliyet sorununu görmezden gelmesi, mekanda cinsiyetçi temsiliyet kuramının bir takım ciddi sorunlar içerdiğine işaret etmektedir. Oysa ki özellikle çağdaş Türk mimarlığı meşruiyet zemini arama çabaları içerisindeyken bir kuram fetişizmine girmiştir. Buna rağmen (Türk mimarları) Batı’da göreceli olarak daha fazla rağbet bulan cinsiyetçi temsiliyet kuramı ile neredeyse hiç ilgilenmemişlerdir. Bu bildiri, her türlü özgürlükçü, eşitlikçi ve çoğulcu söylemin sosyal bilimler alanında kutsandığı bu dönemde yapılaşmış çevredeki temsiliyet kuramlarının neden bu kadar göz ardı edildiğine yanıtlar bulmaya çalışmaktadır.