Almaz Miftakhov
Bilkent Üniversitesi
15 Ekim 2002 günü Ankara’da Türk Dil Kurumu’nda, bu kuruluş ile Dünya Tatarlar Birliği’nin ortaklaşa düzenledikleri “1552 ve Sonrası: Kazan’ın İşgali ve Türk Toplulukları” başlıklı, (toprağı bugünkü Rusya Federasyonu içinde olan) Kazan Hanlığı’nın yıkılışının 450. yıldönümü dolayısıyla bir “bilgi şöleni” yapıldı.
Altınordu devletinin dağılması üzerine kurulan hanlıklardan biri olarak Orta İdil (Volga) sahasında yer alan Kazan Hanlığı, on altıncı yüzyılın ortasında Rus topraklarının (yani Moskova prensliğinin) genişlemesini önleyen baş engeldi. Dolayısıyla, Kazan Hanlığı’nın 1552 yılında işgali, Rusların Türk halklarına karşı yüzyıllar boyunca beslemiş oldukları adavetin göstergesi olmakla birlikte; Ruslar için, güneye ve doğuya doğru yayılmak için gereken bir kilit noktasının mutlak olarak elde edilmesi olmuştur. Rusların, Ural Dağları, Hazar Denizi, Kafkasya, Sibirya ve Türkistan gibi coğrafyalara açılabilmeleri için, ilk önce Kazan Hanlığı’nı boyunduruk altına almaları gerekmekteydi.
Kazan Hanlığı’nın işgal edilmesinin arkasından, Ruslar, dört yıl gibi kısa bir süre içinde, güneye doğru ilerleyip, Astrahan Hanlığı’nı ele geçiriyorlar ve devlet sınırlarını Hazar Denizi’nin batı sahillerine ve Azak Denizi’nin kuzeyine kadar genişletiyorlardı. Otuz yıl içinde ise Sibir Hanlığı’na karşı yeni seferler düzenleniyor ve XVII. yüzyılın başında Sibir Hanlığı ile Sibirya’nın tamamı Rus egemenliğine giriyordu. Rus çarları karşılaştıkları direnmeler ile uğradıkları kayıplara rağmen yayılma siyasetinden vazgeçmiyorlar ve sonuçta 1783 yılında Kırım Hanlığı, 1859 yılında Kuzey Kafkasya, 1868 yılında Buhara Hanlığı, 1873 yılında Hiva Hanlığı, 1876 yılında da Hokand Hanlığı Ruslar tarafından ilhak edilmiş oluyordu. Böylelikle, Kazan’ın istilasından sonra düzenlenmiş olan sayısız seferler sonucunda, Kazanlılar dışında Nogaylar, Yakutlar, Azeriler, Kırım Tatarları ve Türkistanlılar (Kazaklar, Kırgızlar, Özbekler ve Türkmenler) topraklarını kaybettiler ve Rus yönetimi altına girdiler.
Kazan Hanlığı’nın işgaliyle başlayan süreçte, ilhak edilmiş topraklarda yaşayan Türk toplulukları, gerek çarlık döneminde gerekse de sovyet rejimi sırasında, Rus hegemonyası altında, dil, din, kültür ve ulusal kimlik alanlarında yüzyıllar boyu devam eden baskılara maruz kaldılar. (Bugün Putin rejiminin yeni çıkardığı, Rusya Federasyonunda kiril alfabesinin dışında bir alfabe kullanılmasını yasak eden ve böylelikle özerk Tataristan Cumhuriyetinin aldığı latin alfabesine geçiş kararını uygulamasına engel olan yasa, sürecin devam etmekte olduğunu göstermektedir.)
İşte, 15 Ekim 2002 tarihinde Türk Dil Kurumu ile Dünya Tatarlar Birliği’nin birlikte düzenlemiş oldukları “1552 ve Sonrası: Kazan’ın İşgali ve Türk Toplulukları” konulu seminer, Kazan Hanlığı’nın işgali ve sonrasında, olayın Türk toplulukları üzerine olan etkisine açıklık getirmeyi amaç edinmişti. Seminerin açılış konuşmalarını Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Başkanı Sadık Tural, Türk Dil Kurumu Başkanı Şükrü Haluk Akalın ve Dünya Tatarlar Birliği Başkanı Gönül Pultar yaptılar. Tural, Türk soylu halkların, tarihte de görüleceği gibi, bölücü oyunlara kolay geldiklerini ifade etti ve aynı durumun günümüzde de söz konusu olduğunu belirterek bu duruma bir çözüm gerektiğine işaret etti. Akalın ise Kazan’ın Ruslar tarafından ele geçirilmesinin Türk dünyası açısından olumsuzlukların başlangıcı olduğuna değindikten sonra; Rusların yayılma sürecinin, Türk topluluklarının kültürlerini büyük ölçüde etkileyişinin altını çizdi. Pultar, 15 Ekim tarihinin, bugün geleneksel Kazan Hanlığı topraklarında yaşayan Çuvaşlar, Tatarlar ve Başkurtlar için çifte yas günü olduğunu; 1552 yılında Kazan’ın işgal edilmesiyle yıkılan devlet ve şehitleri anmak için yas tutulduğu kadar, yurdun hâlâ bağımsız olmayışının da bir yas vesilesi olduğunu belirtti. Pultar, seminerin gayesini ise, “Bu yıldönümünü anmayı, sadece yas tutulacak bir anma töreni olarak değil, geleceğe yönelik projelerimize ışık tutabilecek şekilde, geçmişi değerlendirebileceğimiz, fikir alışverişinde bulunabileceğimiz bir toplantı olarak düşündük” sözleriyle açıkladı.
Açılış konuşmalarından sonra devam eden açılış oturumunda Halil İnalcık (Bilkent Üniversitesi) ve İlber Ortaylı (Galatasaray Üniversitesi) konunun tarihsel boyutunu anlattılar. İnalcık “Doğu Avrupa’da Egemenlik Mücadelesi,” Ortaylı da “1550’lerde Doğu Avrupa” başlıklı birer bildiri sunarak, sözkonusu dönemde Doğu Avrupa’da güçler dengesinin geniş bir panoramasını yaptılar. İnalcık, Kazan’ın düşmesini, Osmanlıların yardım etmeyişlerine bağladı. İnalcık’a göre, Altınordu yıkıldıktan sonra kurulan bir başka devlet, Kırım Hanlığı, Altınordu’yu yeniden canlandırmak istiyordu; bunun için kendi topraklarıyla Kazan Hanlığı’nın topraklarını birleştirmeyi umuyordu. Bu durumun farkında olan Osmanlıların ise en son istedikleri yeniden kuzeyde güçlü bir Türk devleti görmek idi; dolayısıyla, Moskova-Kazan mücadelesinde Ruslardan yana oldular. Kazan’ın düşmesini, Kazanlıların askeri silah konusunda donanımsızlığına bağlayan Ortaylı ise, Rusların o gün bugün yaymakta oldukları, o dönemde Rusların “uygar,” Kazanlıların ise “barbar” olmuş olduklarının tamamıyla uydurma, gerçekle hiç ilgisi olmayan bir efsane olduğuna değindi.
Daha sonra, (Dünya Tatarlar Birliği’nin kurucu ve halen de fahri başkanı) gazeteci/yazar Ali Akış (Radio Free Europe’dan emekli), Kazan’ın istilasını anlattı ve Türk birliği üzerine konuştu. Mustafa Öner (Ege Üniversitesi), 1552 yılının, Türkçe ve Rusça dillerinin ilişkileri açısından önemini ve Rus diline giren Türkçe/Tatarca sözcükleri; Fatih Kirişçioğlu (Gazi Üniversitesi), Kazan’ın işgali sonrasında Sibirya’daki dil hareketlerini; Fatma Özkan (Gazi Üniversitesi), Sovyetler Birliği döneminde Türk topluluklarının dil, alfabe ve kültürleri konusunu incelediler. Bugün Tatarca sözcüklerin Türkçe yazılışlarında Türkçeye uymayan bir imla kullanma (örneğin “İdil”i “İdel” diye yazma) eğilimine dikkat çeken ve bu tutumu yeren Özkan’dan sonra Zuhal Yüksel (Gazi Üniversitesi), Rus işgalinin Kırım Tatarlarının kültür ve toplumsal kuruluşlarına olan etkisini anlattı. Bir sonraki oturumda ise Ferhat Tamir (Gazi Üniversitesi), Türk toplulukları arasında dil birliği konusunda Kazanlı yazar/hürriyet mücahidi Ayaz İshaki’nin görüşlerini aktardı. Arkasından Figen Göner Dilek (Gazi Üniversitesi), Altay Türkçesi ve onun yazı haline gelmesi; Gülnur Boranbayeva, Kazan’ın işgal edilmesinden sonra Kazak ve Nogayların ortak şairleri; Filiz Kılıç (Ankara Üniversitesi) da Kırgızistan’daki Tatar-Türk kimliği ve dil sorunları konusunda bildiri sundular.
Oturumlardan sonra , güftesi Tatar şairi Abdullah Tukay’ın “Tugan Til” (Anadil) şiiri olan Tataristan’ın gayri-resmi ulusal marşı hep birlikte söylendi. Ankara’nın akademik çevrelerinden olduğu kadar, başta Eskişehir olmak üzere, ülkenin çeşitli kentlerinden gelen Tatar diasporası mensuplarının katıldığı “bilgi şöleni” bu şekilde sona erdi.
Soğuk Savaş sonrası gelişen konjonktürde, Türk topluluklarının geçmişlerinde dönüm noktası olmuş olan 1552 tarihinin ve doğurduğu gelişmelerin incelenmesinin önemi ortadadır. Bu açıdan bu toplantı çok yerinde bir başlangıç olmuştur. Aynı konunun gelecekte başka bilimsel ortamlarda da irdeleneceğini ve toplantıda ele alınan sürecin özellikle Kültür Araştırmaları çalışmaları konusu yapılacağını ümit etmek isteriz