EVRENSELLEŞME VE PARTİKÜLARİZASYON
Tarihsel bir sistem olan kapitalist sistemi diğer tarihsel sistemlerden ayıran en önemli özellik, sınırsız sermaye birikim sürecidir ve bu süreç 16. yüzyıldan itibaren genişlemesini sürdürerek devam etmektedir; bu süreç 1989 sonrasında dünyanın yeniden yapılanması ile birlikte yeni bir boyuta ulaşmıştır. Bilgi teknolojisindeki devrim ve kapitalizmin yeniden inşası yeni bir toplumun, ağ toplumunun nedeni olmuştur (Castells). Yaşadığımız dünyanın, yaşamlarımızın, küreselleşmenin ve kimliğin çatışan trendleri tarafından biçimlenmekte olduğu görülmektedir. Teknolojik devrim, kapitalizmin dönüşümü ve devletçiliğin sona ermesiyle birlikte küreselleşmeye meydan okuyor görünen kolektif kimliklerin kültürel tekillik ve insanların kendi yaşamları ve çevreleri üzerindeki kontrol adına ifadesi oldukça güçlü bir biçimde ortaya çıkmıştır. En temel düzeyde insan ilişkilerini yeniden-düzenlemek amacını taşıyan feminizm ve çevrecilik hareketleri şeklinde olduğu gibi, bu ifadeler Tanrı, ulus, etnisite ya da yerellik adına da, yaşanan sürece tepkisel hareketler şeklinde ortaya çıkmaktadır.
Farkçılık ve evrenselcilik eşzamanlıdır (Wallerstein). Günümüzde küreselleşme, farkçılığın evrenselleştirilmesi ve evrenselliğin de farkçılaştırılmasını kapsayan ikili sürecin kurumsallaşma biçimi olarak düşünülebilir (Robertson). İçinde bulunduğumuz dönem bu anlamda bir geçiş dönemidir. Bu geçiş dönemini Türkiye’nin nasıl yaşadığını anlamaya çalışmak, bu bildirinin hedefleri arasındadır.