Türkiye Kültür Araştırmaları
amaçlar üyelerimiz e-grubumuz iletişim bültenler etkinliklerimiz english
   
Kültür Araştırmaları Dünyasından
haberler
bildiri çağrıları
yayınlar
yorumlar
toplantılar
yeni örgütler
burslar
eğitim programları
web kaynakları
foto galeri
bağlantılar
makaleler
Yeni bültenlerden haberdar olmak için e-posta adresinizi giriniz.
Site Haritasi

Uluslararası Nâzım Hikmet Sempozyumu

Demet Elkâtip

Nâzım Hikmet Kültür ve Sanat Vakfı’nın düzenlediği Uluslararası Nâzım Hikmet Sempozyumu, 25–26–27 Ocak 2002 tarihlerinde Mimar Sinan Üniversitesi Oditoryumunda gerçekleşti. Üç gün boyunca “Nâzım Hikmet’in Şiirinde Açılımlar”, “Nâzım Hikmet’in Yaşamı ve Düşünce Dünyası”, “Nazım Hikmet Sineması’na Bakış”, “Nâzım Hikmet’in Oyun Yazarlığı”, “Sanat ve Edebiyat Anlayışı” ve “Nâzım Hikmet’in Poetikası” konu başlıkları etrafında yazarlar, eleştirmenler, bilim kişileri görüşlerini açıkladı, fikir alışverişinde bulundu, son oturumun ardından tartıştılar.

Adonis, Adalet Ağaoğlu, Atilla Dorsay, Zeynep Oral, Doğan Hızlan ve Cevat Çapan’ın oturum başkanları oldukları sempozyumun konuşmacıları ise şöyleydi: Ataol Behramoğlu, Nedim Gürsel, Richard McKane, Erik Stinus, Atilla Coşkun, Turgay Fişekçi, Svetlana Uturgauri, Dietrich Gronau, Oğuz Makal, Margarita Malayeva, Necati Sönmez, Konur Ertop, Zehra İpşiroğlu, Antonina Sverçevskaya, Ayşegül Yüksel, Feridun Andaç, Anar, Erdal Alova, Hava Pinhas Cohen, Özdemir İnce ve Monika Carbe.

“Bilinen ve bilinmeyen” tüm yönleriyle ele alındığı sempozyumda şairimizi şahsen tanıyan; Anar (Azerbaycan), Antonina Sverçevskaya ve Svetlana Uturgauri (Rusya) oturumlara ayrı bir renk kattılar. İleride kitap olarak yayımlanacak olan Uluslararası Nâzım Hikmet Sempozyumu’ndaki konuşmaları bu yazıda sadece bazı alıntılarla aktarabileceğiz.

“Hapishane bir çeşit iç sürgündür: Nâzım, belki de Rus şairi Osip Mandelstam’ın ‘ben ayrılıklar bilimi okudum’ sözlerini yansıtarak, otobiyografisinde de söylediği gibi ayrılıkların uzmanıdır” diyordu İngiliz Richard McKane.

İlk gençlik yıllarında şiirleriyle Turgay Fişekçi’ye yeni bir dünyanın kapılarını açan Nâzım Hikmet’in kişilik özelliklerinin başında paylaşma özelliği geliyor. “Her zaman ve her koşulda, her şeyini paylaşıyor. Evini, parasını, sofrasını, işini, düşüncelerini, yapıtlarını…”

Şiirlerinden sonra düşüncelerini paylaştığı, yansıttığı en önemli alanlardan biri tiyatroydu. Antonina Sverçevkaya’nın konuşması şöyle başlıyordu: “Nâzım Hikmet’e bir şair olarak kendisinin neden oyun yazdıklarını sorduklarında şakayla karışık cevap veriyor ve ‘Para için tabii’ diyordu. ‘Para bana tekrar oyunlar yazabilmem için gerekli. Çünkü tiyatro, enfeksiyonal bir hastalık gibi. Bir kez yakalandın mı, kalbini sonsuza dek ona veriyorsun.’ Nâzım’ın bu nüktedan cevabının arkasında, onun tüm yaşamı boyunca gerçek bir tiyatro ‘hastası’ olarak yaşadığı ve oyunlar yazdığının tartışmasız gerçeği yatmaktadır.”

Sinema ile tiyatroyla olan bağlantısı kadar güçlü bir ilişkisi olmasa da Necati Sönmez’e göre, “sinemacılığı da öfkesine dahil”di. “Hollywood yapımlarının içerdiği gizli faşizmi ve ne menem bir zehirleme aracı olabileceğini o günden gören Nâzım, bir sanat olarak sinema üzerine kafa yormuş, bu sanat üzerinden geleceğe dair hayaller kurmuştur. 13.1.1935 tarihli Akşam gazetesinde Orhan Selim adıyla çıkan yazısında yedinci sanata yüklediği anlamı şöyle özetler: Bence filmcilik, tıpkı yapıcılık (mimarlık), resimcilik, ozanlık gibi bir ardır (sanattır). Bence dahası var, filmcilik birçok arları toplayan sentetik bir kafa, gönül, göz ve bilgi verimidir. Bu arın güttüğü son, yalnız eğlendirmek, vakit geçirmek değil, duyurmak, öğretmek, düşündürmektir de.”

Babasının arkadaşı olmasından dolayı Nâzım Hikmet’i yakından tanıyan Azerbaycanlı yazar Anar, “Nâzım Hikmet’e bağlı hatıralarım ömrümün en munis, en kıymetli günlerinden, saatlerindendir” derken bilinen gerçekleri bir kez daha anımsattı: “… İstiklal caddesini, Galatasaray köprüsünü, modern mahalleleri, köhne çarşıları, geniş sokakları, dar alanları dolaştım. Ne Nâzım Hikmet köşesi gördüm, ne Nâzım Hikmet meydanı. Ne heykeli açıldı İstanbul’da, ne müzesi. Şairin adına ne okul var, ne kütüphane, ne park, ne tiyatro… Uzaktan bir gemi geçer, Nâzım Hikmet gemisi. Sovyet gemisi!”

Nâzım Hikmet’in şairlik yanı – doğal olarak – ağır bastı ve sempozyumda iki oturumda ele alındı. İkinci oturumdaki konuşmacılarından biri olan İsrailli Hava Pinhas Cohen, “Hikmet’in rubailerinde, sevgiye özlem dile getirilir. Bu özlem, sevilen kadının dopdolu, daha canlı ve duyusal hayalini yaratmak için kullanılır. Hikmet, özlemden doğan bu figürün hapishanenin ve zamanın engelleri ardında yaşayacağına inandı. Böylece zaman, kendinden üstün olan şiirle, sevenle sevilene sonsuza kadar birlikte yaşama gücü veren şiirle yenilebilir” diyordu.

Gerçekten de zamanın şiirle yenilebileceğinin kanıtlarından biri oldu Uluslararası Nâzım Hikmet Sempozyumu.


Diğer Uluslararası Nâzım Hikmet Sempozyumu için tıklayınız
Copyright © 2003
Güncelleme tarihi: 20.07.2007
parkyeri