Mustafa Soykut
Orta Doğu Teknik Üniversitesi
Tarih Bölümü
12-13 Kasım 2001 tarihleri arasında Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nde ODTÜ Tarih Bölümü tarafından “15. yüzyıldan günümüze Avrupa’da Türk imajı” konulu bir konferans düzenlendi. Konferansın ana teması, Türklerin Avrupa’daki siyasî ve askerî mevcudiyetlerinin oturmaya başladığı 15. yüzyıldan itibaren Avrupalı din ve siyaset adamları, entelektüelleri, yazarları, sanatçıları, seyyahları, diplomatları ve devlet adamlarının zihninde oluşan Türklere dair stereotiplerin tarihi menşeine açıklık kazandırmaktı.
Türk, Alman, İngiliz ve İtalyan akademisyenlerinin katıldığı bu konferans, ayrıca Türkiye’de bu konuda yok denecek kadar az sayıda düzenlenen konferanslardan biri de olma özelliği taşıyordu. Konferans, imagoloji alanında çalışma yapmış ve Türklerin Avrupa’daki imajının değişik yönlerini inceleyen değerli bilim adamlarının bilimsel araştırmalarının çıkarımlarıyla, özellikle 11 Eylül saldırılarından sonra yeniden gündeme oturan “medeniyetler çatışması” temasına adeta ışık tuttu. Neden “medeniyetler çatışması”? Konferansın tebliğlerinden ve aynı zamanda nihai tartışmalardan çıkan sonuçlardan biri –ki bu sonuç Türkiye’nin Avrupa politikalarını ve AB ile olan ilişkilerini (?) yakından ilgilendiriyor– Endülüs’ün Arapların elinden çıkmasıyla ve batı Avrupa’da Müslüman medeniyetinin varlığını kaybetmesini müteakiben, Avrupalılar için 15. yy. ile 18. yy. başı arasında İslam medeniyetini Türklerin temsil etmiş olmalarıdır. Bu konu, İslam medeniyeti bugün başka kültürler tarafından temsil edildiği ve bu temsilin modern tabirle bir “medeniyetler çatışması”na neden olduğu için önemlidir. Fakat bu medeniyetler çatışması, İslam’ın başından beri Hıristiyanlar tarafından otantik ve gerçek bir din olarak kabul edilmemesi ve Muhammed’in bir şarlatan olarak görülmesine kadar gider. Aynı şekilde bu medeniyetler çatışması, enteresan bir biçimde bugün 11 Eylül’e gerekçe olarak gösterilen İsrail-Filistin sorununun menşeinde yatan, Yahudilerin İsa’yı bir sahte mesîh olarak görmeleri ve Hıristiyan medeniyetini reddetmeleri ve ardından da Hıristiyanların Yahudileri İsa’nın ölümünden sorumlu tutmaları ve onlara çağlarca düşman olmaları ile paralellikler taşır.
Katılımcılar arasında ilk sırayı alan İstanbul Yeditepe Üniversitesi’nden Süheyla Artemel “İngiliz Rönesans Hümanistleri perspektifiyle Türk İmajı” konulu tebliğinde İngiltere’de Elizabeth dönemi yazarların eserleri ve tiyatrolarındaki Türk imajını ele aldı. Rönesans yazarları dönemindeki moda olan “Türk” figürlerinin kıta Avrupası’ndan biraz daha değişik olan nev-i şahsına münhasır İngiliz perspektifini yansıttı. ODTÜ Tarih Bölümü’nden Mustafa Soykut ise “‘Avrupa Medeniyeti’nin Büyük düşmanı’ olarak Türkler ve İkinci Viyana Kuşatması’ndan sonra değişen İmaj” adlı tebliğinde Osmanlıların önemli siyasi ve ticari partneri olan İtalyanların Türk imajını Vatikan ve Venedik siyasetçilerinin ve entelektüellerinin birinci el kaynaklarından Marco Polo’dan 1683’e kadar olan dönemi yansıttı. Müteakiben İtalya’nın Tuscia Üniversitesi’nden Gaetano Platania Papalık makamının Türkler üzerine yapılması planlanan haçlı seferlerini gene birinci el vesikalardan yansıttı. Platania’nın tebliği’nin başlığı: “Sivil ya da din adamı yazarların yayınlanmamış ya da nadir eserleri ışığında modern çağda Türk tehdidi ve Papalık’ın haçlı ideolojisi (15.-17. yüzyıllar)” idi.
İkinci oturumda ise Oxford Üniversitesi-Yeditepe Üniversitesi’nden Fiona Tomkinson 17. yy. İngiltere’sinde İtalya’ya oranla kısmen daha iyi ve önyargısız olan Türk imajını sundu. Bilkent Üniversitesi’nden Aslı Çırakman, gene bir İngiliz Sir Paul Rycaut’nun meşhur eserinin Aydınlanma çağındaki Türk imajının oluşmasına katkılarından bahsetti. Genellikle İtalya, İngiltere ve diğer Avrupa ülkelerinde menfi olan Türk imajı düşman imgesinden güç alırken, aynı zamanda Avrupalılar arasında Osmanlılar’ın (Türk’den kastedilen 20. yüzyıla kadar etnik Türkler değil Osmanlıydı) fevkalade askeri ve siyasi sistemlerinin o zamanki başarısı da Avrupalılar için gıpta edilecek ve taklit edilmesi sıkça önerilen yapılardı. Bu bağlamda Bilgi Üniversitesi’nden Arusyak Yumul’un Avrupalıların Türk Yahudileri hakkındaki menfi imajlarını yansıtan tebliği de sadece Hıristiyan-Müslüman eksenindeki değil, aynı zamanda Yahudi-Hıristiyan eksenindeki kültürel husumetlerin de bir göstergesiydi.
Üçüncü oturumda gene ODTÜ Tarih Bölümünden Uygur Kocabaşoğlu’nun sunduğu 19. yüzyılda İngiliz süreli yayınlarındaki Türk imajı bize günümüze daha yakın olan bir dönemde İngiltere’deki Türk imgesinin evrimini ve İngiliz intelligentsiyası arasındaki önemini yansıttı. Bilkent Üniversitesi’nden Nur Bilge Criss, 20. yüzyıldaki Türk bağımsızlık mücadelesi ve Atatürk’ün başarmaya çalıştıklarının çağdaşlarının gözündeki anlam ve imajını sundu. Gene Yeditepe Üniversitesi’nden Nedret Kuran Burçoğlu ise Avrupa’daki Türk imajının evriminin kilometre taşlarını, görsel malzeme eşliğinde sundu. Bu aşamaların bazıları 1071 Malazgirt savaşı, 1453 Konstantiniye’nin fethi, 1571 İnebahtı savaşı, 1683 İkinci Viyana Kuşatması, 18. yy. Aydınlanması ve 20. yüzyıldaki daki çağdaş imajımızdı.
Son oturumda ise günümüz Avrupasındaki Türk toplumunun sorunları ve onlar hakkında yaratılan imge, Almanya’daki Türklerin işçi statüsünden azınlık olma yolundaki maceralarını anlatan Yeditepe Üniversitesi’nden Mediha Göbenli tarafından sunuldu. Hamburg Üniversitesi’nden Korkut Buğday ise Türkiye’nin Alman Der Spiegel dergisinde yansıtılan imajını takriben otuz yıllık bir zaman zarfı çerçevesinde sundu. Son olarak Dışişleri Bakanlığından Ali Engin Oba hem akademisyen hem de meslekten gelen diplomat kimliğiyle Avrupa’daki Türk misyonlarında yaşanan zorlukları ve iyileştirme çabalarını aktardı.
Oturum başkanlarından Bilkent Üniversitesi Tarih bölümünden Mehmet Kalpaklı ve ODTÜ Sosyoloji Bölümünden Ünal Nalbantoğlu da ayrıca Osmanlıların kendileri hakkındaki imajları, “Türk” ve “Osmanlı” kavramlarının anlamları ve Türk imajının Avrupa-Türkiye ilişkilerinin tarihi-sosyolojik boyutları konularında katkıda bulundular.
Konferanstan çıkan önemli sonuçlardan biri ihmal edilmiş olan Türk imajının Avrupa’daki tarihsel boyutlarının, Türkiye-Avrupa ilişkilerinde, gerek kültürel bağlamda gerekse siyasi bağlamda, son derece önemli bir yer işgal ettiği ve bu konudaki imagoloji çalışmalarına hız kazandırılması gerektiği idi. Dışişleri Bakanlığının konferans tebliğlerinin basımına olacak katkıları ve desteği, Türkiye’de yönetici kadronun da yavaş yavaş konunun önemini takdir ettiğinin bir göstergesiydi.