Kültür Araştırmaları: Genel Yaklaşımlar
Gönül Pultar
Sayın dinleyiciler,
Türkiye Kültür Araştırmaları Grubu’nun düzenlediği “Türkiye'de Kültür Araştırmalarına Giriş ve Bir Uygulama: Kültürümüzde Göç” konulu seminere hoş geldiniz. Konuşmamda önce seminerin programı hakkında bilgi vermek istiyorum. Daha sonra grubumuzu tanıtmaya çalışacağım. En son olarak da konuşmamın başlığında yazdığı gibi kültür araştırmaları konusunda bazı temel noktalara değineceğim.
Herşeyden önce davetimize cevap vererek bugün buraya gelmiş olduğunuz için hepinize teşekkür etmek istiyorum. Bu toplantıya katılmak üzere başka kentlerden, ülkelerden ve de özellikle okyanus ötesinden, A.B.D.’den gelen meslektaşlarımıza da özel bir teşekkürüm var.
Bugün toplantıda benden sonra yedi bilim adamı konuşacaktır. Sabahki konuşmalar genelde kültür araştırmaları konusunda olacaktır. Öğleden sonra ise belirli bir konu, kültürümüzde göç konusu ele alınacak ve dört değişik disiplin açısından ne şekilde işlenebileceğini konuşmacılar, deyim yerinde
yse, uygulamada göstereceklerdir. Yarın ise, kendi aramızda, bu noktadan götürerek nereye varabileceğimizi tartışacağız.Benden sonra Hacettepe Üniversitesi’nden Prof. Himmet Umunç “Türkiye'de Kültür Araştırmaları Nasıl Yapılabilir? Öneriler” başlıklı bir konuşma yapacaktır. Sonra Başkent Üniversitesi’nden Yard. Doç. Laurence Raw “Kültür Araştırmaları: Uygulamalar” başlıklı bir konuşma yapacaktır. İngiliz olan Dr. Raw bir Türk hanımla evlidir ve yıllardır Türkiye’de oturmaktadır. Dolayısiyle Türk kültürünü
yakından tanıma fırsatını bulmuştur. Daha sonra da Ege Üniversitesi’nden Profesör Ayşe Lahur Kırtunç, kültür araştırmalarının önemli bir kolu olan “Popüler Kültür Araştırmaları” üzerine konuşacaktır.Öğleden sonraki seans “Kültürümüzde Göç” konusuna ayrılmıştır. İlk önce Bilkent Üniversitesi’nden Prof. Talat Halman “Kaç/Göç: Edebiyat ve Kültür Araştırmaları” başlıklı bir konuşma yapacaktır. Arkasından gene Bilkent Üniversitesi’nden Yard. Doç. Emine Onaran Incirlioglu “Göç/Ebe: Sosyo-kültürel Antropoloji, K
ültür Araştırmaları ve Türkiye Kültürleri” başlıklı bir konuşma yapacaktır. Bu konuşmadan sonra Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nden Prof. Yıldırım Yavuz “Göç/Kon: Kültürümüzde Göç ve Mimarlık” başlıklı bir konuşma yapacaktır. Günün en son konuşmasını ise İstanbul’dan, kitap tasarımcısı Sayın Ersu Pekin yapacaktır. Kendisinden “Saz/Göç: Müzik ve Kültür Araştırmaları” başlıklı bir konuşma dinleyeceğiz. Bu “kaç göç” türü başlıkların fikir babası grubumuzun en genç üyesidir: tahmin etmişsinizdir, sayın Talat Halman.Konuşmalardan sonra hepinizden soru, eleştiri ve kısa olmak şartıyla tartışma başlatacak yorum bekliyoruz. Yorumunuz uzun ise sözlerinizi konuşmaların sonundaki kısa süre içinde değil de, bütün konuşmalardan sonra yer alacak olan, Bilkent Üniversitesi’nden Doç. Gülriz Büken’in yöneteceği genel değerlendirme sırasında lütfetmenizi rica edeceğiz.
Şimdi izninizle grubumuz hakkında kısaca bilgi vermek istiyorum. Bizler, değişik üniversitelerden ve değişik disiplinlerden olan on bir kişi, Ekim 1999’da bir araya geldik ve aramızda bu grubu kurduk. Çok genelde gayemiz, ayrı ayrı yürüttüğümüz ve çoğu zaman da adı konmamış olsa dahi aslında kültür araştırmaları çalışması olan gayretlerimizi birleştirebilmekti. Niyetimiz Türkiye’de disiplinlerarası kültür araştır
malarını “formel” olarak, adını koyarak, sistematize edilmiş bir şekilde geliştirmekti. İlk toplantısında, grup amacını, “disiplinlerarası bilimsel bir yaklaşımla, tarihsel ve karşılaştırmalı kültürel araştırmalar yaparak kuram ve yöntemler geliştirmek, uygulamaya yönelik çalışmalar üstlenmek ve desteklemek” olarak saptadı.Bilindiği üzere yüzyıllar boyunca Türkiye’de gelişmiş kültürler ile çeşitli kıta ve bölgelerde Türkler tarafından geliştirilmiş olan kültürler çok zengin bir hazine oluşturmaktadır. Bu konuda, bugün aramızda olan kimi bilim adamlarının çok değerli çalışmaları, kitapları vardır. Akla ilk olarak Bozkurt Güvenç’in Türk kültürü üzerine yazdığı Türk Kimliği: Kültür Tarihinin Kaynakları adlı kitap gelmektedir. Sonra, özellikle Soğuk Savaş yıllarında çok etkin olarak çalışmış ve
Türk Kültürü dergisini çıkarmış olan Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü’nün çalışmaları ortadadır. Ayrıca Ege Üniversitesi’nde her Mayıs ayında, o üniversitenin İngiliz Dili ve Edebiyatı ile Amerikan Kültür ve Edebiyatı bölümleriyle, Türkiye Amerikan Etüdleri Derneği, İngiliz Kültür Heyeti British Council ile Amerikan Büyükelçiliği Kültür Müsteşarlığı ya da eski adıyla USIS, ortaklaşa bir konferans düzenliyorlar. Bu konferansın konuları, İngiliz, Amerikan ve son birkaç yıldır Türk kültür araştırmalarını kapsamaktadır. Geçtiğimiz haftalarda İstanbul’da Alman Konrad Adenauer Vakfı ile Goethe Enstitütüsü’nün ortaklaşa düzenlediği “Küreselleşme ve Modernleşme Sürecinde Kültürel Kimlik” ana başlığı altında bir kongre düzenlenmiştir ve kongrenin kapanış konuşmalarında '”Türk kültürü ulusal mıdır, uluslararası mıdır?” konusu tartışılmıştır. Hatta, parantez açarak söyleyeyim, 6 Haziran 2000 tarihli Cumhuriyet gazetesinde Deniz Banoğlu bir yabancı vakfın böyle bir konuya el atışını en azından yadırgadığını belirtmiştir. Diyeceğim şu ki, Türkiye’de tabii ki kültür araştırmaları çalışmaları yapılmaktadır.Ancak kabul etmek gerekir ki, saydığım ve de onlara benzer örneklerin dışında, genelde bugün ülkemizde kültür üzerine yapılan araştırmalar, çoğu zaman belgeleri olduğu gibi aktarma ve listeleme gibi betimleyici çalışmaların ötesine gidememektedir. Eleştirel ya da çözümleyici bakış açısı getirmekten ve senteze varmaktan uzak kalmaktadır. Bu tür çalışmalar, hâlen Batı’da, kültür kavramının antropolojik anlamından hareketle, yepyeni bir anlayışla, kültür konusunda yerleşik yargıları sorgulayarak yapılan disiplinlerarası çalışmaların çok gerisinde kalmaktadır.
Daha sonra konuşacak arkadaşlar da sanırım bu konunun üzerinde duracaklardır. İşte bizlerin de geliştirmek istediğimiz, kültür kavramının antropolojik anlamından hareketle kültür araştırmalarını geliştirmektir. Demin de değindiğim, bugüne kadar Türk kültürü konusunda en kapsamlı yapıtlardan birini yazmış olan Güvenç’in antropolog olması raslantı değildir.
Çok genel olarak, ilgi alanımızın ne olduğunu, “kültür”ü hangi anlamda kullandığımızı Batı’da yaşamaya gitmiş ve “bu insanlar bizler gibi konuksever değil” demiş olan her vatandaş sanırım hemen anlayacaktır.
Kültür araştırmaları Avrupa’da 1964 yılında İngiltere’de Birmingham’da Center for Contemporary Cultural Studies (Çağdaş Kültür Araştırmaları Merkezi)’nin kurulmasıyla ivme kazandı. Raymond Williams gibi düşünürlerin yayınladıkları yapıtlarla da desteklenen paradigma, değişik evreler
den geçti, çok gelişti. İngiltere’deki siyahiler hemen kendi durumlarını çözümleyen kültür araştırmaları kuramları geliştirdiler. Amerika’ya sıçradığı zaman kültür araştırmaları Amerikan toplumunun kendine özgü veçheleri dolayısiyle bambaşka serpildi, genişledi. Öyle ki, bugün birbirlerinden çok değişik, çok çeşitli çalışmalara kültür araştırmaları denmektedir. Bu çeşitli uygulamalar konusunda Dr. Raw daha ayrıntılı bilgi verecek. Dün “Amazon”un kültür araştırmaları konusundaki kitap listesine baktım, beş binin üstünde kitap var. Hâlen çeşitli ülkelerde yayınlanan makale ve kitaplarda, Hindistan’daki sati geleneğinden, A.B.D.’nin Soğuk Savaş süresince Fulbright programını kullanış biçimine, Kazakistan’daki çok-kültürlülükten, Fransa’da müslüman kadın olma konusuna kadar, bir çok konu işlenmekte.Kimi yoruma göre kültür araştırmaları, başlangıçta, Raymond Williams gibi, işçi kökeninden gelen sola açık İngiliz aydınlarının kendi kimliklerini, ya da başka türlü söylersek, II. Dünya Savaşı sonrası İngiltere’de oluşan refah toplumunun getirdiği yeni dinamikler ile toplum içinde değişen dengeleri, sorgulamak ve çözümleyebilmek için geliştirdikleri bir etkinliktir. Çok genel bir tanımlama ile de, kültür araştırmalarına, güçler arası ilişkilerin incelendiği bilim deni
lebilir. Buna göre, bu bilim dalına gereğinde hem tarih, hem sosyoloji, hem antropoloji, hem edebiyat ya da başka disiplinlerin girmesi beklenmektedir. Yani, daha önce dediğim gibi disiplinlerarası olması gerekmektedir.Bir başka tanımlama ise, kültür araştırmalarının, içinde “sınıf” ögesi olmayan toplumcu çözümleme olduğudur. Bilindiği gibi, Karl Marks’a yapılan en büyük eleştiri, sanayileşme sürecinde olan toplumların çözümlemesini yapabilmiş olduğu halde, sanayi-ötesi toplumlar hakkında geçerli fikir yür
ütememiş, ya da sanayi-ötesi toplumların sorunlarını öngürememiş olmasıdır. Nitekim, şunu da kabul edelim ki, çoğumuz, hâlen Marks’tan çok Michel Foucault’ya atıfta bulunmaktayız.Başka bir açıdan, şu gerçek ortaya çıkmıştır ki, sınıf ayrımının ötesinde başka ayrımlar da vardır ve bu ayrımların sorumlusu olan başka egemen güçler ve gruplar. Örneğin, biz kadınlar çok iyi biliriz ki, seceremiz ne kadar soylu ya da servetimiz ne kadar büyük olursa olsun, gene de hem özel yaşamda, hem iş yaşamında, erkek-egeme
n toplum içinde görünmez, çoğu zaman da görünür, duvarlar vardır ve bu duvarları yıkmak için savaşım vermek gerekmektedir. Faslı kadın sosyolog Fatma Mernissi, “Peçenin Ötesinde: Çağdaş bir Müslüman Toplumda Erkek ile Kadın Arası Dinamikler” diye çevirebileceğimiz, Beyond the Veil: Male-Female Dynamics in a Modern Muslim Society adlı kitabının 1987 baskısına yazdığı girişte, İslamcıların bugün kadınların örtünmeleri konusunda bu kadar ısrarlı olmalarının nedenini, başta eğitim olmak üzere çeşitli etmenler sayesinde güç kazanmış kadınların elinden gücü geri alabilmeyi, meydanı yeniden boş bulabilmeyi isteyişlerinde görmektedir. Öte yandan, 1970’li yıllarda yayınladığı Oryantalizm adlı yapıtı Batı dünyasında bir gülle etkisi yapmış olan Edward Said, Batılıların bilim kısvesi altında yıllar yılı Doğuluları nasıl ikinci sınıf insan olarak gösterdiklerini ve bu sayede onları aşağılamaya ve sömürmeye meşruiyet elde etmiş olduklarını açıklar. Batılı oryantalistler, ya da eski zaman deyimiyle şarkiyatçılar, tırnak içinde “bilimsel” saptamaları ile, Batılılara, sömürgecilikte ve kültür emperyalizminde manevi meşruiyet sağlamakla kalmamış, kendilerinden biri olmayan bu ikinci sınıf “ötekileri” aşağılama ve sömürme konusunda vicdanlarını da rahatlatmışlardır.Hatta bilir
siniz, daha da genelde ele alındığında, beyaz adamın, kolonize ettiği tırnak içindeki “ikinci sınıf” insanı adam etmesi, onun görevi, çilesi olarak görülmüştür: “the white man’s burden” (Kipling) diye üstlerine vazife edinmişlerdir.İngilizlerin kolonize etmiş olduğu Hintliler ve Afrikalılar bugün eski efendilerinin dilini kullanarak, sömürgecilik-sonrası kuramlar geliştirmekte ve onlara çatmaktadır. İmparatorluk süresince, “kelam,” hep merkezden imparatorluk topraklarına gitmişken, İngiliz dili ve İngili
z “metni”ni sergileyen basılı her kitap, yıllar yılı, bu topraklarda, Homi Bhabha’nın deyimiyle bir tür mucize gibi algılattırıldıktan (102), yine Ngugi wa Thiongo’nun deyimiyle İngiliz dili, entelektüel ve kültürel açıdan baskı silahı olarak kullanıldıktan sonra (287), artık, ünlü bir kitabın başlığıyla söylersek, The Empire Writes Back. İmparatorluk yazı yoluyla karşılık veriyor. Kelam, imparatorluğun topraklarından merkeze geri gitmektedir. Karşılık vermenin kendisinin küstahlık olması bir yana, cevapta söylenilende doğrusu pek alttan alınmamaktadır.Buna benzer örnekleri, kuramları ve kuramcıları, başta Amerika olmak üzere diğer ülkelerdeki gelişmelere de değinerek saymaya devam edebilirim ama buna vakit yok; gerek de yok. Bizim konumuz Türkiye’de kültür araştırmaları. Bize özgü sorunlara şöyle bir örnek vermek istiyorum: Ben hemen her sonbahar Bilkent Üniversitesi’nde sömürgecilik-sonrası romanı dersi veriyorum; Chinua Achebe, Buchi Emecheta gibi Afrikalı yazarları okumaya başlayınca öğrenciler önce çok
zevkleniyorlar, “A tıpkı bizdeki gibi kız kaçırma, tıpkı bizdeki gibi kan davası!” diyorlar. Ancak kısa bir süre sonra romanlarda anlatılan toplumun özellikleri ve romanlara yansıyan sorunlarda, bizim kendi toplumumuzun özelliklerini ve sorunlarını bulamıyorlar. Çünkü biz, bazı bakımlardan Batı’nın kültür emperyalizminin kurbanı olmuş olsak da, bir eski sömürge değiliz. Aksine, kendimiz bir emperyalist güç idik. Said, Kültür ve Emperyalizm adlı kitabının başında bu noktaya dikkati çeker. Ama Oryantalizm kitabında oryantalistlerin aşağıladığı diye anlattığı “Doğulular,” çoğunlukla Osmanlılar, yani Osmanlı Türk kimliğini benimsemiş kimselerdir. Buna rağmen, Türklerin bu paradoksal yanını, yani hem Batılılarca aşağılanan hem de güç odağı olan toplumumuzun bu özelliğini incelemez. Aşağılanma bugün de devam etmekte: Çoğu Türkiye’ye ayak basmamış Avrupalıların çok kategorik olarak “sizde insan hakları yok” demesinde, Amerikalıların da Samuel Huntington’un ünlü “uygarlıklar çatışması” savıyla, İslam dinini kendilerine bir antagonist olarak görmeleri şeklinde belirmekte. Ancak, aynı zamanda Balkanlar’da cereyan eden kanlı olaylar, insanları pax Ottomana’nın ve Osmanlının olanak sağladığı kültürel dokunun kıymetini bilmeye yöneltti. Yalnız ekonomik durumumuza bakanların sandıkları gibi sıradan bir gelişmekte olan ülke olmadığımızı anımsattı. Güç odağı oluşumuzun bilinci yerleşti. Gerek Batı’da olsun, gerek Türkiye’de olsun, Osmanlı’yı inceleme konusunda artarak gelişen ilgi, sanırım biraz da bunun göstergesidir.Demek is
tediğim şu ki, Batı’da geliştirilmiş söylem ve kuramlar bizim kültürümüze uymuyor. Yepyeni, kendimize özgü kuramlar, metodoloji ve eleştirel yaklaşımlar geliştirmemiz gerektiğini anlıyoruz. Örneğin İslam’a Huntington’un gözlükleriyle değil, İslam Düşüncesi kitabında, “İslam düşüncesini, kendi içine kapanmış ayrı bir alem değil, fakat bugün artık dünya medeniyeti haline gelmiş olan Akdeniz medeniyetinin bir halkası halinde görmek” gerek diyen Hilmi Ziya Ülken’in (11) rehberliğinde bakmamız, oradan itibaren görüş geliştirmemiz gerekmektedir.Evet, yüzyıllar boyunca çeşitli kıta ve bölgelerde Türkler tarafından geliştirilmiş olan kültürler ile Türkiye topraklarında gelişmiş kültürleri kendi açımızdan incelemek, şimdiye kadar yapılmış çalışmaları, daha önce belirttiğim yaklaşımlarla geliştirerek sürdürmek gerek. Gördüğüm kadarıyla, çalışmalarımız altı maddede toplanabilir: bir, Türk kültürü; iki, Türkiye dışında yaşayan, örneğin Avrupalı Türklerin, Avustralyalı Türklerin ve Amerikalı Türklerin kültürü; üç, Osman
lı toprakları olmuş olan yörelerde artakalmış Türk kültürü; dört, eski Sovyetler Birliği ve Doğu Avrupa’da Türk topluluklarının kültürleri; beş, İran ve Çin gibi devletlerde azınlık durumunda olan Türk topluluklarının kültürleri; ve altı, Türkiye topraklarında oluşmuş kültürler. Tabii bu liste, çalışmaların getireceği deneyimle değişebilir, çoğalabilir, azalabilir. Her türlü yaklaşıma açığız. Zaten kültür araştırmalarının sanırım en büyük özelliği de esnekliği ve disiplinlerarası olduğu oranda katı bir şekilde kurumlaşmamış olmasıdır. Tek koşulumuz Atatürk’ün “en hakiki mürşit”ini izlemektir.Yapılacak iş çoktur. Örneğin, 1991’den itibaren Kafkaslara giden bizim Çerkesler, onların yaptıkları Çerkes tavuğunu beğenmiyormuş. Hangisi gerçek çerkes tavuğu, Türkiye’deki mi, Kafkaslardaki mi, bir tartışmadır başlamış: Kültür araştırmalarının bugün Batı’da
transnationalism kavramıyla belirtilen tipik bir konusu bu. Bu kavramın Türkçeye nasıl çevirileceğini bilemiyor, daha doğrusu bu kavram ülkemizde nasıl karşılanacaktır, kestiremiyorum.Öte yandan, daha makro düzeyde bir örnek. Son günlerde bağımsızlıklarını kazanalı daha on yıl bile olmamış Türk cumhuriyetleriyle ilişkilerde başarısız olduk diye bir söylem geliştirilmekte. Bu cumhuriyetlerde, yeni bir kültürel kimliğin oluşması, yani Benedict Anderson’un terminolojisiyle yeni bir cemaatın tasarlanması ve oluşması, vakit alacaktır. Unutmayalım ki bugün bu tasarlamayı ellerinde tutan, hâlen iktidarda olan kişiler, başkanlar, Sovyetler Birliği döneminin Komünist Partisi
’nin Birinci Sekreteri olmuş kişilerdir. Sovyet döneminde “icat edilmiş gelenekleri” (Hobsbawm) devam ettirmektedirler çünkü içselleştirdikleri bu görüşlerin dışına çıkamamaktadırlar. Bu gibi konularda ayrıntılara girildiği takdirde, herşeyden önce Batılı bilim adamlarının söylediği gibi, daha önceden bildiğiniz hiç bir kuram işinize yaramaz. Burada gerekli yeni kuramları ise sanırım asıl bizler gerçekleştirebiliriz. Örneğin, Batılı eleştirmen, Cengiz Aytmatov’un edebi kişilerinin ya modernliği simgeleyen Sovyet kişisi, ya da ilkelliği simgeleyen Kırgız olduğunu düşünür. Oysa Aytmatov, tırnak içinde “modern” insanı olumlu göstermez, aksine bu tür kişiler yoluyla, modernleşme kısvesi altında Kırgızların kültürel köklerinden koparılıp sovyetize edilmesini eleştirir. Herşeye rağmen Hristıyan Rusu, hegemon rolünde olsa da, kendine daha yakın sayan ve de Kırgız kültüründen tümüyle habersiz olan Batılı eleştirmen, bu incelikleri kaçırmaktadır.Zaten Batılı eleştirmen ve bilimadamı “Orta Asya Araştırmaları” adını verdiği bilim dalıyla, eski Sovyetler Birliği topraklarındaki Türk kimliğini hepten yok saymaktadır.
Bu verdiğim örnekler girizgah niteliğinde. Neler yapabiliriz, nasıl yapabiliriz, bu konuların üzerinde benden sonra konuşacak olan Prof. Himmet Umunç duracak
.Grubumuzun daha ilk toplantısında şu gerçek ortaya çıktı: Batı’da yapılan kültür araştırmaları, artık “yüksek kültür” tabir edilen, kültürel
patrimoine’la ilgilenmemektedir—belki de bu konuda her tür çalışma yapılmış, yeterince yazılıp çizilmiş olduğu için. Bizim ise böyle bir lüksümüz yok. Toplantımızda, kültürel ürünlerimiz konusunda henüz yeterli bilimsel çalışma olmadığı ortaya çıktı. Ve bizlerin bu alanda da, çağdaş bir yaklaşımla çalışmalar yapmamız, yapılmasını sağlamamız gerektiğini anladık. Daha da öte, bu kültürel patrimoine’ın bilincini, gene çağdaş bir yaklaşımla, gençlerimize aktarmak sorumluluğunda olduğumuzu fark ettik. Çünkü kültürümüzü yeterince bilmiyorlar. Üniversitelerde, öğrencilerimize Türk kültürü dersi konması gerektiğini düşündük. İşte, herşeyden önce kültürel mirasımıza sahip çıkmak, onu çağdaş ve bilimsel displinlerarası yaklaşımlarla değerlendirmek, galiba bizim ana görevimiz ve işlevimiz olacak. Gerçekleştirmek istediğimiz, gördüğünüz gibi, Batı’daki kültür araştırmalarından değişik olacak. Ama biz zaten değişik olsun, değişik olabilsin diye bu işe giriştik.İlk toplantının akşamı eve döndüğümde mutlu bir yorgunluk içindeydim. Belli ki, kiminin çok iddialı bulacağı, neredeyse ucsuz bucaksız bir işe girişmiştik. Yapmak istediklerimizi gerçekleştirmek yıllar alacak. Yıllarca araştırma, yayın, toplantı, seminer, konferans, ders verme . . . arkasından bir şeylerin şekillenmeye başlayacağını ümit ediyoruz. Bugün yapılan konuşmaları yayınlamak istiyoruz. Önümüzdeki sonbahardan itibare
n bir tek konu içeren ufak toplantılar düzenlemek istiyoruz. Bir dergi çıkarmak istiyoruz. Önümüzdeki yıllarda ülkemizden ve yurt dışından çok daha sayıda katılımcının katkıda bulunabileceği uluslararası bir konferans düzenlemek istiyoruz.Projelerimiz çok
. Bugün bizleri dinlemeye gelenlere grubumuzun bütün üyeleri adına teşekkür etmek istiyorum, aynı zamanda herkesten, her birinizden, olanaklarınız oranında yardım beklediğimizi belirtmek istiyorum. Parasal olsun, kurumsal olsun, konferans düzenlemede ya da yayın işlerinde bilfiil çalışma şeklinde olsun, her türlü desteğe ve yardıma gereksinimiz var. Bir vakıf kurmak ve bu vakıf bünyesinde araştırma, eğitim ve yayın yapılmasını sağlayacak bir enstitü açmak istiyoruz.“Hümanizma” kavramı Batılı geleneksel anlamıyla Batı’daki kültür araştırmaları anlayışıyla yüz seksen derece zıt. Suat Sinanoğlu, Türk hümanizması için “Atatürk döneminde iyi bir başlangıç yaptı ama daha sonra tarihsel içerikten yoksun kaldı” diye yazar. Eğer bizler, sizlerin de yardımlarınızl
a yepyeni bir paradigma geliştirme konusunda bir nebze olsun ilerleme kaydedersek, belki de Türk hümanizmasına bir katkıda bulunabiliriz. “Son yıllar çok hareketli geçti, olaylar birbirini süratle izledi, ancak hiç biri düşünce düzeyinde yankı uyandırmadı. . . . Sorunların hiç birine kuramsal düzeyde yanaşılmadı” diyor Sinanoğlu (x). Bizler bakalım bunu başarabilecek miyiz?
Kaynakça*
Achebe, Chinua. Things Fall Apart. New York: Fawcett Crest, 1990.
Anderson, Benedict. Hayali Cemaatler, Milliyetçiliğin Kökenleri
ve Yayılması. İstanbul: Metis, 1993.
Ashcroft, Bill, Gareth Griffiths and Helen Tiffin. The Empire
Writes Back: Theory and Practice in Post-colonial
Literatures. London: Routledge, 1989.
Aytmatov, Cengiz. Cemile
. İstanbul: Hür Yayinevi, 1965.Banoğlu, Deniz. “Yabancı Vakıflar ve Türkiye’nin Önemli
Sorunları.”
Cumhuriyet. 6 Haziran 2000. 7Bhabba, Homi. “Signs Taken for Wonders.” The Location of Culture.
London and New York: Routledge, 1994. 102-122.
Crossing the Boundaries: Cultural Studies in the UK and US.Eds.
Laurence Raw, Gülriz Büken and Günseli Sönmez İşçi. Ankara: American Studies Associaton of Turkey and the British Council, 1997.
Emecheta, Buchi. The Bride Price. Oxford: Oxford University
Press, 1989.
Güvenç Bozkurt. Türk Kimliği: Kültür Tarihinin Kaynakları.
Ankara: Kültür Bakanlığı Yayınları, 1993.
Hobsbawm, Eric. The Invention of Tradition. Cambridge: Cambridge
University Press, 1992.
Huntington. Samuel P. The Clash of Civilizations and the Remaking
of World Order. New York: Simon & Schuster, 1996.
Kipling, Rudyard. “The White Man’s Burden.” Selected Poems.
London: Penguin, 1993. 82-84.
Mernissi, Fatma. Beyond the Veil: Male-Female Dynamics in a
Modern Muslim Society. 1975. rev. 1985. Bloomington:
Indiana University Press, 1987.
Ngugi Wa Thiongo. “The Language of African Literature.” The Post-
colonial Studies Reader. Eds. Bill Aschcroft, Gareth
Griffiths and Helen Tiffin. London and New York: Routledge,
1995. 285-290.
Said, Edward. Oryantalizm. Çev. Selah
addin Ayaz. İstanbul: PınarYayınları, 1982.
-----. Kültür ve Emperyalizm
. İstanbul: Hil Yayınları, 1998.Sinanoğlu, Suat.
Türk Hümanizmi. Ankara: Türk Tarih KurumuYayınları, 1980.
Ülken, Hilmi Ziya. İslam Düşüncesi. İstanbul: Ülken Yayınları,
1995.
Williams, Raymond. Culture and Society, 1780-1950. Middlesex,
Eng.: Penguin Books, 1977.
-----. Keywords : a Vocabulary of Culture and Society. London:
Fontana Press, 1988.
-----. Marksizm ve Edebiyat
. İstanbul: Adam Yayınları, 1990.
* Metinde s
özü geçen yabancı yapıtların dilimize çevrilmiş olanlarının Türkçe çevirilerini kaynak olarak gösterdim.