Benim bildirimde
vurgulayacağım noktalar, sayın Dr. Pultar’ın kapsamlı olarak çizdiği çerçevenin
belli bir bölümünü ilgilendiriyor. O bakımdan daha sonraki konuşmacılarınkiyle
örtüşecek. Nitekim, ben de bunu başta şöyle belirtiyorum. Seminerin, bu sabah
yapılacak olan oturum konularına baktığımızda, anlatım ve görüşlerde örtüşmeler
olması kaçınılmaz olacaktır. Çünkü, sunulan her bildirinin yöneldiği temel
sorun, “kültür araştırmaları nedir ve nasıl bir yaklaşımlar spektrumu içinde
ele alınır” sorunudur. Bu temel soruya bağlı olarak, kültür araştırmalarının
bugün ulaştığı bilimsel kapsam ve dayandığı kuramsal tanımlamalar, kullandığı
yöntemler ve ortaya koyduğu uygulamalar da, bu bildirilerin örtüşmeli olarak
ele alacağı ortak konular olacaktır. Bu bakımdan, her ne kadar bildirimizin
konusu, ülkemizde kültür araştırmalarına yönelik öneriler olsa da, konunun daha
geniş ve evrensel bir kuram ve uygulamalar çerçevesinde ele alınması gerekecektir.
Başka bir deyişle, bildirimizin konusu, günümüzde kültür araştırmaları
alanında, evrensel olarak yapılan çalışmalar, geliştirilen kuramlar ve
kullanılan yöntemler perspektifinde belirginleşecek ve anlam kazanacaktır.
Ülkemizde ve Batı’da, geleneksel üniversite sistemi içinde, bilim
alanları ve her alanın kapsamına giren konular belirlenmiş ve tanımlanmıştır.
Her alan, kalın, tırnak içinde “disiplinizasyon” sınırları ile çevrilmiş ve
alanlar-arası araştırma, eğitim-öğretim etkileşimi, çok yönlü işbirliği ve
ortak kuramsal yaklaşımlar öngörülmemiştir. Her ne kadar günümüzdeki teknolojik
gelişmeler, küreselleşme süreci, bilginin oluşma ve kullanılma biçimleri,
ekonomik ve sosyal değişimler, geleneksel disiplinizasyon sınırlarını ve
akademik kompartmanlaşmayı giderek azaltmakta ise de, özellikle üniversite
tarihinin içinden günümüze uzanan statik yapılanma varlığını sürdürmektedir.
Dolayısıyla, mühendis sadece mühendislik alanında eğitilerek yetiştirilir;
alanlar-arası bir formasyon kazanma olanakları, çok sınırlıdır. Bazı
üniversitelerimizde, yakın-alan veya alt-alan programları uygulanmaya
sokulmuşsa da, evrensel bir uygulama olarak görülmemektedir. Belki, fen ve
mühendislik alanlarında alanlar-arası etkileşim, sosyal ve insani bilimlerden
daha fazladır. Ancak, sosyal ve insani bilimlerde disiplinizasyon duvarları,
hala dimdik ayaktadır. Öyle ki, bir örnek vermek gerekirse: Kanuni döneminin
siyasal tarihinde uzmanlaşmış bir tarihçi, aynı dönemin edebiyatını, üst
kültürünü, mimarisini, sanat özelliklerini, müziğini, toplum yaşamını, alt
kültürlerini ne denli bilmektedir veya araştırmaktadır? O dönemin popüler
kültür oluşumlarını, şiirini, köy yaşamını, kent yaşamını bir bütün olarak
incelemiş midir? Böyle tarihçilerimiz var, ancak çoğunlukta değil. Sanat
tarihinde, edebiyatta, sosyolojide, antropolojide ve sosyal bilimlerinin hemen
bütün alanlarında, benzer tek-yönlülük veya tek disipliner boyutluluk
etkilidir. Bu bağlamda, Sabancı Üniversitesi’nin uygulamaya koyduğu
alanlar-arası eğitim-öğretim modeli, ülkemizde geleneksel olarak izlenen insan
kaynakları politikası ve uygulamalarında, önemli değişime ve yenileşmeye
öncülük edebilir. Aslında, medyadan da izlenebildiği gibi, özel sektörün
günümüzdeki uygulamalarında, alanlar-arası nitelik ve kazanımları olan adaylar,
insan kaynakları bakımından, öncelikle değerlendirilmektedir. İşte akademik
bağlamda değerlendirildiğinde, kültür araştırmaları sosyal ve insani
bilimlerde, gerek araştırma ve uygulama, gerek kuramsal yaklaşımlar bakımından,
geleneksel disiplinizasyon sınırlarının ötesinde, alanlar-arası etkileşimi,
işbirliğini, çok-boyutluluğu ve araştırmacılığı temel yepyeni bir
çok-alanlılıktır. Yapısı, yöntemleri ve kuramları itibariyle, kültür
araştırmaları, alan birliğini, yaklaşım tek-boyutluluğunu ve kuramsal
kalıplaşmayı dikkate almaz. Tersine, kültür araştırmaları, Keesey’nin de
belirttiği gibi, “alan ve bölüm sınırlarını aşan çok geniş bir araştırma ve
çalışma alanıdır.”
Bu bakımdan,
çeşitli alan, kurum, yöntem, konu ve araştırma amaçlarının örtüşmesi ile oluşan
melez bir üst alandır. Tarihsel olarak bakıldığında, bu özellikleri ile kültür
araştırmaları, 1950’lerin sonlarında ve 1960’ların başlarında İngiltere’de
gelişmeye başlamıştır. Bu gelişmenin, sosyal ve siyasal boyutları, sanıyorum
Laurence Raw’nın tebliğinde yer alacaktır. Demin sayın Dr. Pultar da biraz
değindi. Richard Hoggart, Raymond Williams, E.P Thompson ve Stuart Hall’un
öncülük ettiği kültür araştırmaları, 1964 yılında, Birmingham Üniversitesi
bünyesinde, Çağdaş Kültür Araştırmaları Merkezi’nin kurulmasıyla, akademik ve
kurumsal bir önem kazanmıştır. Daha sonraki yıllarda, özellikle 1970’lerde ve
1980’lerde, Pierre Bourdieu, Jacques Derrida, Michel Foucault ve Jacques Lacan
gibi Fransız kuramcılarının etkisiyle, kültür araştırmalarının kuramsal
derinliği ve araştırma çok-boyutluluğu daha da artmıştır.
Bugün evrensel olarak Batı
üniversitelerinde, sadece kültür araştırmaları adı altında değil,
karşılaştırmalı kültür araştırmaları, ulusal ve etnik kültür araştırmaları,
bölgesel kültür araştırmaları, kadın araştırmaları, medya araştırmaları,
cinsiyet araştırmaları gibi değişik pek çok tanım altında, kültür araştırmaları
bölümleri, programları ve enstitüleri çalışmalarını sürdürmektedir. Bu alanda,
sayısız araştırmalar ve yayınlar yapılmakta, hükümetleri, siyasetçileri ve
karar organlarını etkileyici ve yönlendirici bilimsel sonuçlar ortaya
konulmaktadır.
Kültür
araştırmaları, kültürün tarihsel boyutları, evreleri, eski kültürlerin ve
uygarlıkların etkileşimleri gibi salt antropolojik konularla ilgili değildir.
Kültürü tamamen sosyolojik bir bağlamda da incelemez. Kültür araştırmaları,
toplumsal, ekonomik ve siyasal yapı içinde ortaya çıkan farklılıkları,
öznellikleri, algılamaları, söylemleri ve davranışları, eleştirel ve
yorumlayıcı bir yaklaşımla araştırır ve irdeler. Bu yaklaşımda, sadece toplumun
üst ve elit kesimleriyle ilişkilendirilmiş olan geleneksel üst veya yüksek
kültür anlayışı yerine, kitle kültürü, popüler kültür, alt kültürler veya belli
toplum kesimlerinin kendine özgü kültürlerinin araştırılması,
karşılaştırılması, yorumlanması, betimlenmesi ve kuramlaştırılması önem
kazanır. Batı’da uygulanan kültür araştırmaları programlarına baktığımızda, ele
alınan ve bilimsel bağlamda irdelenen pek çok konu arasında, medya,
çok-kültürlülük, gençlik kültürü, kırsal kültür, kent kültürü, aile, iletişim
kültürü, boş zamanları değerlendirme kültürü, ulusal ve yöresel kimlik, tüketim
kültürü, popüler kültür, kitle kültürü, ulusal ve yöresel kültürler, ekonomik
yaşam ve kültür etkileşimi, kadın araştırmaları, alt kültürler veya azınlık
kültürleri, küreselleşme, marjinallik, cinsiyet araştırmaları, toplumsal
kurumlar, kültür ve edebiyat, kültür ve din, kültür ve dil, kültür ve siyaset
gibi konulara ağırlık verilmektedir. Bu konuların araştırılmasında,
yorumlanmasında ve kuramlaştırılmasında, doktriner, ideolojik veya bağnaz ve
önyargılı bir yaklaşım, kesinlikle söz konusu değildir. Tamamen bilimsel bir
nesnellik çerçevesinde, bilimsel ölçütler ve yöntemler kullanılarak,
araştırmalar yapılmakta ve çalışmalar sürdürülmektedir. Nitekim, bugün öğleden
sonra kültürümüzde önemli bir olgu olarak yer alan göç konusu böyle bir
yaklaşımla ele alınacak ve alanlar-arası bir boyutta yorumlanacaktır. Buraya
kadar özet olarak sunduğumuz çerçevede bakıldığında, ülkemizde de kültür
araştırmaları giderek akademik önem kazanmakta ve genç kuşak araştırmacıların
sayısı giderek artmaktadır. Kurumsal olarak, Hacettepe Üniversitesi İngiliz
Dili ve Edebiyatı bölümünde, İngiliz kültür araştırmaları alanında, yüksek
lisans ve doktora programları, 1993 yılında başlatılmış ve çağdaşlaşma, çağdaş
kuram ve uygulamalar çerçevesinde, lisansüstü eğitim-öğretim verilmektedir.
Ayrıca, sayın Dr. Pultar’ın da belirttiği gibi, her yıl mayıs ayında, Ege
Üniversitesi’nin ev sahipliğinde, uluslararası kültür araştırmaları konferansı
düzenlenmektedir. Bu konferans kapsamında, Türk, İngiliz ve Amerikan kültür
araştırmaları alanlarında yapılan araştırmalar, sunulmakta ve tartışılmaktadır.
Yine, bazı üniversitelerimizde, karşılaştırmalı veya tek olarak, kültür
araştırma dersleri verilmektedir. Buradan da görülmektedir ki, ülkemizde çağdaş
kuramlar ve uygulamalar çerçevesinde, kültür araştırmaları yapılması için,
akademik birikim ve yaratıcılık vardır. Ancak bu birikimin, kurumsal ve
ekonomik bir eşgüdüm içinde, etkinliğe dönüştürülmesi gerekir. Bu bakımdan,
başta Kültür Bakanlığımız olmak üzere, kültür alanında kamu görevi üstlenmiş
kurumlarımızın desteğine ve teşvikine büyük ihtiyaç vardır. Yapılan
araştırmaların, yayınlanması ve bilimsel araştırma etkinliklerinin sürdürülmesi
için, destek ve teşvik şarttır. Özellikle, bölücü terörün getirdiği
olumsuzluklar ve kültür bağnazlığı, güçlü eğitim ve sosyo-ekonomik önlemlerin
yanısıra, kültür araştırmalarında daha önce değindiğimiz, kuramsal ve bilimsel
yeni yaklaşımlarla giderilebilmektedir-giderilebilecektir. Popüler ve kitle
kültür öğeleri araştırılmalı, yorumlanmalı ve belirlenmelidir. İngiltere’de
özellikle Thatcher döneminde böyle olmuştur. Halk değerleri, aile, ulusal
kültür kimliği içinde; gençlik kültürü, gecekondu veya varoş kültürü, kırsal
kültür, kent kültürü, mahalle kültürü, arabesk kültür gibi alt kültürler
araştırılmalıdır. Edebiyatımız ve sanatımız çağdaş kültür araştırmaları ve edebiyat
kuramları çerçevesinde, yeniden yorumlanmalı ve değerlendirilmelidir.
Geleneksel yaklaşımlarla, metinlerin salt edebi özellikleri ve yapısı üzerinde
durmak yetersizdir. Yeni tarihselci, metin-ötesi veya yapısalcılık-sonrası
çağdaş eleştiri kuramlarına dayanarak, metinlerin içerdiği alt metinleri ve
kültürel yansımaları ortaya koymak gerekir. Aynı şekilde, tarih alanında da,
benzer yenileşme şarttır. Tarihçilik, sadece belgeleri okumak veya bunları gün
ışığına çıkarmak ve sınırlı olarak da yorumlamak değildir. Bu belgenin
dayandığı ve oluşturduğu kültür ortamının da iyice belirlenmesi ve
araştırılması gerekir. Artık, tarihçilerimiz, edebiyatçılarımız, Türk dili
araştırmacılarımız, sosyologlarımız ve diğer tüm sosyal ve insani
bilimcilerimiz, kültür araştırmalarında, batıda ulaşılan kuram ve araştırma
düzeyini, kendi ülkemizde de ortaya koymalıdır. İşte bu seminer, böyle bir
ihtiyaçtan esinlenerek düzenlenmiş ve sorunu bütün olarak ortaya koymayı
amaçlamıştır. Teşekkür ederim.