Türkiye'de Kültür Araştırmaları Nasıl Yapılabilir? Öneriler

 

Himmet Umunç

 

Benim bildirimde vurgulayacağım noktalar, sayın Dr. Pultar’ın kapsamlı olarak çizdiği çerçevenin belli bir bölümünü ilgilendiriyor. O bakımdan daha sonraki konuşmacılarınkiyle örtüşecek. Nitekim, ben de bunu başta şöyle belirtiyorum. Seminerin, bu sabah yapılacak olan oturum konularına baktığımızda, anlatım ve görüşlerde örtüşmeler olması kaçınılmaz olacaktır. Çünkü, sunulan her bildirinin yöneldiği temel sorun, “kültür araştırmaları nedir ve nasıl bir yaklaşımlar spektrumu içinde ele alınır” sorunudur. Bu temel soruya bağlı olarak, kültür araştırmalarının bugün ulaştığı bilimsel kapsam ve dayandığı kuramsal tanımlamalar, kullandığı yöntemler ve ortaya koyduğu uygulamalar da, bu bildirilerin örtüşmeli olarak ele alacağı ortak konular olacaktır. Bu bakımdan, her ne kadar bildirimizin konusu, ülkemizde kültür araştırmalarına yönelik öneriler olsa da, konunun daha geniş ve evrensel bir kuram ve uygulamalar çerçevesinde ele alınması gerekecektir. Başka bir deyişle, bildirimizin konusu, günümüzde kültür araştırmaları alanında, evrensel olarak yapılan çalışmalar, geliştirilen kuramlar ve kullanılan yöntemler perspektifinde belirginleşecek ve anlam kazanacaktır.

 

Ülkemizde ve Batı’da, geleneksel üniversite sistemi içinde, bilim alanları ve her alanın kapsamına giren konular belirlenmiş ve tanımlanmıştır. Her alan, kalın, tırnak içinde “disiplinizasyon” sınırları ile çevrilmiş ve alanlar-arası araştırma, eğitim-öğretim etkileşimi, çok yönlü işbirliği ve ortak kuramsal yaklaşımlar öngörülmemiştir. Her ne kadar günümüzdeki teknolojik gelişmeler, küreselleşme süreci, bilginin oluşma ve kullanılma biçimleri, ekonomik ve sosyal değişimler, geleneksel disiplinizasyon sınırlarını ve akademik kompartmanlaşmayı giderek azaltmakta ise de, özellikle üniversite tarihinin içinden günümüze uzanan statik yapılanma varlığını sürdürmektedir. Dolayısıyla, mühendis sadece mühendislik alanında eğitilerek yetiştirilir; alanlar-arası bir formasyon kazanma olanakları, çok sınırlıdır. Bazı üniversitelerimizde, yakın-alan veya alt-alan programları uygulanmaya sokulmuşsa da, evrensel bir uygulama olarak görülmemektedir. Belki, fen ve mühendislik alanlarında alanlar-arası etkileşim, sosyal ve insani bilimlerden daha fazladır. Ancak, sosyal ve insani bilimlerde disiplinizasyon duvarları, hala dimdik ayaktadır. Öyle ki, bir örnek vermek gerekirse: Kanuni döneminin siyasal tarihinde uzmanlaşmış bir tarihçi, aynı dönemin edebiyatını, üst kültürünü, mimarisini, sanat özelliklerini, müziğini, toplum yaşamını, alt kültürlerini ne denli bilmektedir veya araştırmaktadır? O dönemin popüler kültür oluşumlarını, şiirini, köy yaşamını, kent yaşamını bir bütün olarak incelemiş midir? Böyle tarihçilerimiz var, ancak çoğunlukta değil. Sanat tarihinde, edebiyatta, sosyolojide, antropolojide ve sosyal bilimlerinin hemen bütün alanlarında, benzer tek-yönlülük veya tek disipliner boyutluluk etkilidir. Bu bağlamda, Sabancı Üniversitesi’nin uygulamaya koyduğu alanlar-arası eğitim-öğretim modeli, ülkemizde geleneksel olarak izlenen insan kaynakları politikası ve uygulamalarında, önemli değişime ve yenileşmeye öncülük edebilir. Aslında, medyadan da izlenebildiği gibi, özel sektörün günümüzdeki uygulamalarında, alanlar-arası nitelik ve kazanımları olan adaylar, insan kaynakları bakımından, öncelikle değerlendirilmektedir. İşte akademik bağlamda değerlendirildiğinde, kültür araştırmaları sosyal ve insani bilimlerde, gerek araştırma ve uygulama, gerek kuramsal yaklaşımlar bakımından, geleneksel disiplinizasyon sınırlarının ötesinde, alanlar-arası etkileşimi, işbirliğini, çok-boyutluluğu ve araştırmacılığı temel yepyeni bir çok-alanlılıktır. Yapısı, yöntemleri ve kuramları itibariyle, kültür araştırmaları, alan birliğini, yaklaşım tek-boyutluluğunu ve kuramsal kalıplaşmayı dikkate almaz. Tersine, kültür araştırmaları, Keesey’nin de belirttiği gibi, “alan ve bölüm sınırlarını aşan çok geniş bir araştırma ve çalışma alanıdır.”

 

Bu bakımdan, çeşitli alan, kurum, yöntem, konu ve araştırma amaçlarının örtüşmesi ile oluşan melez bir üst alandır. Tarihsel olarak bakıldığında, bu özellikleri ile kültür araştırmaları, 1950’lerin sonlarında ve 1960’ların başlarında İngiltere’de gelişmeye başlamıştır. Bu gelişmenin, sosyal ve siyasal boyutları, sanıyorum Laurence Raw’nın tebliğinde yer alacaktır. Demin sayın Dr. Pultar da biraz değindi. Richard Hoggart, Raymond Williams, E.P Thompson ve Stuart Hall’un öncülük ettiği kültür araştırmaları, 1964 yılında, Birmingham Üniversitesi bünyesinde, Çağdaş Kültür Araştırmaları Merkezi’nin kurulmasıyla, akademik ve kurumsal bir önem kazanmıştır. Daha sonraki yıllarda, özellikle 1970’lerde ve 1980’lerde, Pierre Bourdieu, Jacques Derrida, Michel Foucault ve Jacques Lacan gibi Fransız kuramcılarının etkisiyle, kültür araştırmalarının kuramsal derinliği ve araştırma çok-boyutluluğu daha da artmıştır.

 

Bugün evrensel olarak Batı üniversitelerinde, sadece kültür araştırmaları adı altında değil, karşılaştırmalı kültür araştırmaları, ulusal ve etnik kültür araştırmaları, bölgesel kültür araştırmaları, kadın araştırmaları, medya araştırmaları, cinsiyet araştırmaları gibi değişik pek çok tanım altında, kültür araştırmaları bölümleri, programları ve enstitüleri çalışmalarını sürdürmektedir. Bu alanda, sayısız araştırmalar ve yayınlar yapılmakta, hükümetleri, siyasetçileri ve karar organlarını etkileyici ve yönlendirici bilimsel sonuçlar ortaya konulmaktadır.

 

Kültür araştırmaları, kültürün tarihsel boyutları, evreleri, eski kültürlerin ve uygarlıkların etkileşimleri gibi salt antropolojik konularla ilgili değildir. Kültürü tamamen sosyolojik bir bağlamda da incelemez. Kültür araştırmaları, toplumsal, ekonomik ve siyasal yapı içinde ortaya çıkan farklılıkları, öznellikleri, algılamaları, söylemleri ve davranışları, eleştirel ve yorumlayıcı bir yaklaşımla araştırır ve irdeler. Bu yaklaşımda, sadece toplumun üst ve elit kesimleriyle ilişkilendirilmiş olan geleneksel üst veya yüksek kültür anlayışı yerine, kitle kültürü, popüler kültür, alt kültürler veya belli toplum kesimlerinin kendine özgü kültürlerinin araştırılması, karşılaştırılması, yorumlanması, betimlenmesi ve kuramlaştırılması önem kazanır. Batı’da uygulanan kültür araştırmaları programlarına baktığımızda, ele alınan ve bilimsel bağlamda irdelenen pek çok konu arasında, medya, çok-kültürlülük, gençlik kültürü, kırsal kültür, kent kültürü, aile, iletişim kültürü, boş zamanları değerlendirme kültürü, ulusal ve yöresel kimlik, tüketim kültürü, popüler kültür, kitle kültürü, ulusal ve yöresel kültürler, ekonomik yaşam ve kültür etkileşimi, kadın araştırmaları, alt kültürler veya azınlık kültürleri, küreselleşme, marjinallik, cinsiyet araştırmaları, toplumsal kurumlar, kültür ve edebiyat, kültür ve din, kültür ve dil, kültür ve siyaset gibi konulara ağırlık verilmektedir. Bu konuların araştırılmasında, yorumlanmasında ve kuramlaştırılmasında, doktriner, ideolojik veya bağnaz ve önyargılı bir yaklaşım, kesinlikle söz konusu değildir. Tamamen bilimsel bir nesnellik çerçevesinde, bilimsel ölçütler ve yöntemler kullanılarak, araştırmalar yapılmakta ve çalışmalar sürdürülmektedir. Nitekim, bugün öğleden sonra kültürümüzde önemli bir olgu olarak yer alan göç konusu böyle bir yaklaşımla ele alınacak ve alanlar-arası bir boyutta yorumlanacaktır. Buraya kadar özet olarak sunduğumuz çerçevede bakıldığında, ülkemizde de kültür araştırmaları giderek akademik önem kazanmakta ve genç kuşak araştırmacıların sayısı giderek artmaktadır. Kurumsal olarak, Hacettepe Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı bölümünde, İngiliz kültür araştırmaları alanında, yüksek lisans ve doktora programları, 1993 yılında başlatılmış ve çağdaşlaşma, çağdaş kuram ve uygulamalar çerçevesinde, lisansüstü eğitim-öğretim verilmektedir. Ayrıca, sayın Dr. Pultar’ın da belirttiği gibi, her yıl mayıs ayında, Ege Üniversitesi’nin ev sahipliğinde, uluslararası kültür araştırmaları konferansı düzenlenmektedir. Bu konferans kapsamında, Türk, İngiliz ve Amerikan kültür araştırmaları alanlarında yapılan araştırmalar, sunulmakta ve tartışılmaktadır. Yine, bazı üniversitelerimizde, karşılaştırmalı veya tek olarak, kültür araştırma dersleri verilmektedir. Buradan da görülmektedir ki, ülkemizde çağdaş kuramlar ve uygulamalar çerçevesinde, kültür araştırmaları yapılması için, akademik birikim ve yaratıcılık vardır. Ancak bu birikimin, kurumsal ve ekonomik bir eşgüdüm içinde, etkinliğe dönüştürülmesi gerekir. Bu bakımdan, başta Kültür Bakanlığımız olmak üzere, kültür alanında kamu görevi üstlenmiş kurumlarımızın desteğine ve teşvikine büyük ihtiyaç vardır. Yapılan araştırmaların, yayınlanması ve bilimsel araştırma etkinliklerinin sürdürülmesi için, destek ve teşvik şarttır. Özellikle, bölücü terörün getirdiği olumsuzluklar ve kültür bağnazlığı, güçlü eğitim ve sosyo-ekonomik önlemlerin yanısıra, kültür araştırmalarında daha önce değindiğimiz, kuramsal ve bilimsel yeni yaklaşımlarla giderilebilmektedir-giderilebilecektir. Popüler ve kitle kültür öğeleri araştırılmalı, yorumlanmalı ve belirlenmelidir. İngiltere’de özellikle Thatcher döneminde böyle olmuştur. Halk değerleri, aile, ulusal kültür kimliği içinde; gençlik kültürü, gecekondu veya varoş kültürü, kırsal kültür, kent kültürü, mahalle kültürü, arabesk kültür gibi alt kültürler araştırılmalıdır. Edebiyatımız ve sanatımız çağdaş kültür araştırmaları ve edebiyat kuramları çerçevesinde, yeniden yorumlanmalı ve değerlendirilmelidir. Geleneksel yaklaşımlarla, metinlerin salt edebi özellikleri ve yapısı üzerinde durmak yetersizdir. Yeni tarihselci, metin-ötesi veya yapısalcılık-sonrası çağdaş eleştiri kuramlarına dayanarak, metinlerin içerdiği alt metinleri ve kültürel yansımaları ortaya koymak gerekir. Aynı şekilde, tarih alanında da, benzer yenileşme şarttır. Tarihçilik, sadece belgeleri okumak veya bunları gün ışığına çıkarmak ve sınırlı olarak da yorumlamak değildir. Bu belgenin dayandığı ve oluşturduğu kültür ortamının da iyice belirlenmesi ve araştırılması gerekir. Artık, tarihçilerimiz, edebiyatçılarımız, Türk dili araştırmacılarımız, sosyologlarımız ve diğer tüm sosyal ve insani bilimcilerimiz, kültür araştırmalarında, batıda ulaşılan kuram ve araştırma düzeyini, kendi ülkemizde de ortaya koymalıdır. İşte bu seminer, böyle bir ihtiyaçtan esinlenerek düzenlenmiş ve sorunu bütün olarak ortaya koymayı amaçlamıştır. Teşekkür ederim.